Devletten tazminat istemek için idarenin mutlaka kusurlu olması gerekir mi? Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk arasındaki farkı, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesini ve tazminat talebinde önem taşıyan koşulları Anayasa Mahkemesinin Nuri Onal kararı üzerinden ele alıyoruz.
Kamu güvenliği için alınan bir önlem nedeniyle iş yerinizi kullanamıyorsunuz. Tedbir kamu yararı taşıyor; ancak ekonomik kayıp sizin üzerinizde kalıyor. Böyle bir durumda devletten tazminat istemek için mutlaka idarenin hatalı davrandığını mı göstermeniz gerekir?
İdarenin tazminat sorumluluğu, kusurlu davranışlarıyla sınırlı değildir. Hukuka uygun yürütülen bir idari faaliyet de belirli koşullarda tazminat sorumluluğu doğurabilir. Bunun için zararın niteliği, idari faaliyetle bağlantısı ve uygulanacak sorumluluk esasının koşulları birlikte değerlendirilir.
Kamu hizmeti kötü ve geç işlemiş veya ya da hiç işlememişse
Anayasa'nın 125'inci maddesi, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenler. Bakanlıkların, belediyelerin ve diğer idarelerinin faaliyetlerinden kaynaklanan zararlar bu sorumluluğu gündeme getirebilir.
Kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hizmet kusuru olarak değerlendirilir. Gerekli bakımın yapılmaması, alınması gereken önlemlerin alınmaması veya hizmetin gereği gibi yürütülmemesi buna örnek olabilir.
Ancak hizmet kusurunun bulunması tek başına tazminata hükmedilmesi için yeterli değildir. Zararın ve idari faaliyet ile zarar arasındaki nedensellik bağının da ortaya konulması gerekir.
İdarenin kusuru yoksa zarar kimin üzerinde kalır?
Bazı durumlarda idarenin kusuru bulunmasa da tazminat sorumluluğu doğabilir. Kusursuz sorumluluk olarak adlandırılan bu sorumluluğun dayanaklarından biri, fedakârlığın denkleştirilmesi / kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesidir.
Bu ilke, kamu yararına yürütülen bir faaliyetin belirli kişilere toplumun diğer bireylerinden farklı, özel ve olağandışı bir zarar yüklemesiyle ilgilidir. Koşulları oluştuğunda, herkesin yararlandığı bir faaliyetin ekonomik yükünün yalnızca belirli kişiler üzerinde bırakılmaması gerekir.
Örneğin güvenlik amacıyla alınan bir tedbirin iş yerine erişimi ve ticari kullanımı engellemesi, bu kapsamda değerlendirilebilir. Tedbirin amacı kadar süresi, kullanım üzerindeki etkisi ve kişiye yüklediği ekonomik külfet de önem taşır.
Bununla birlikte her gelir azalması veya günlük yaşamı zorlaştıran her kamu faaliyeti tazminat hakkı doğurmaz. Olağan olarak katlanılması beklenen yüklerle, özel ve olağandışı zararların birbirinden ayrılması gerekir.
Daha önce kiraya verilmemiş bir dükkân için zarar doğabilir mi?
Anayasa Mahkemesinin Nuri Onal kararı, bu sorunun somut bir örneğidir.
Başvurucuya ait dükkânların bulunduğu binanın önü, güvenlik amacıyla beton bariyerlerle kapatılmıştır. Bilirkişi incelemelerinde bariyerlerin dükkânlara erişimi ve ticari kullanımı engellediği belirtilmiştir.
İdare mahkemesi, güvenlik tedbirini hukuka uygun bulmuş; buna rağmen fedakârlığın denkleştirilmesi kapsamında tazminat sorumluluğunun gündeme gelebileceğini kabul etmiştir. Ancak dükkânların bariyerler konmadan önce de kiraya verilmemiş olmasını dikkate alarak kira kaybını ispatlanmış bir zarar olarak görmemiş ve davayı reddetmiştir.
AYM ise kullanım engelinden doğan ekonomik kaybın bu şekilde değerlendirme dışında bırakılamayacağını ortaya koymuştur. Ayrıca beton bariyerlerin yerine konulan demir bariyerlerin de kullanımı engellediği iddiasının yeterince araştırılmadığını belirtmiştir.
Zararın miktarının tam olarak bilinmemesi, zararın yalnızca bir ihtimalden ibaret olduğu anlamına gelmez. Taşınmazın amacına uygun kullanımının engellenmesinden doğan kayıp ve bu kaybın hesaplanabilirliği değerlendirilmelidir.
AYM, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.
Tazminat talebinde nelerin gösterilmesi gerekir?
İdareden tazminat istenirken yaşanan kaybın somutlaştırılması önem taşır. Özellikle şu soruların cevaplandırılması açılacak davada fayda sağlar:
Zarara hangi idari işlem veya eylem yol açmıştır?
Kişinin malvarlığı, geliri veya kullanım imkânı nasıl etkilenmiştir?
Zarar veya kısıtlama ne kadar sürmüştür?
Kayıp hangi belgelerle gösterilebilir ve nasıl hesaplanabilir?
Dayanılan sorumluluk esasının koşulları oluşmuş mudur?
Fotoğraflar, idareyle yapılan yazışmalar, sözleşmeler, ekonomik kayıtlar, keşif ve bilirkişi incelemeleri bu değerlendirmede önem taşıyabilir.
Devletten tazminat nasıl istenir?
İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların giderilmesi, kural olarak idari yargıda açılan tam yargı davasıyla istenir.
İzlenecek yol, zararın idari işlemden mi yoksa idari eylemden mi kaynaklandığına göre değişir. Bazı durumlarda dava açılmadan önce ilgili idareye başvurulması gerekir. Başvuru ve dava süreleri de zararın kaynağı, öğrenme veya tebliğ tarihleri ve varsa özel düzenlemeler dikkate alınarak belirlenir.
Bu nedenle tazminat talebi değerlendirilirken idarenin kusurunun bulunup bulunmadığıyla birlikte zararın niteliği, deliller, sorumlu idare ve izlenecek başvuru yolu da ele alınmalıdır.
İlgili karar: Anayasa Mahkemesi, Nuri Onal, B. No: 2021/22274, 18.05.2026; Resmî Gazete: 20.10.2026, Sayı: 33406.
Bu bilgi notu genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlığınız için avukatınıza danışmanızı öneririz.