Büromuz, akademik derinliği pratik çözümlerle sentezleyen bir vizyonla çalışmaktadır. Kurucularımızın hukuk bilimine katkı sağlayan ve çeşitli yayınevleri tarafından basılmış akademik eserlerini aşağıda inceleyebilirsiniz.
Dr. Öğr. Üyesi İsmail Uçar
Hukuk DanışmanıKamu Görevlileri Hukuku (6. Baskı)
Seçkin Yayıncılık, 2026
Bu kitabın ilk baskısı, kamu görevlileri hukukunu hukuk fakülteleri, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri ile adalet meslek yüksekokullarında öğrenim gören öğrencilere yalın bir dille aktarmak amacıyla hazırlanmıştı. Sonraki baskılarda, mevzuattaki değişiklikler ve yargı içtihadındaki gelişmeler doğrultusunda kapsam genişledi; kimi başlıklar yeniden yazıldı, kimi konular ilk kez ele alındı. Bugün ulaştığı hâliyle kitabın, öğrencilerin yanı sıra öğreti ile uygulamanın içindeki okuyucuya da yardımcı olabileceğini umut ediyoruz. Bu genişleme, kitabın başlangıçtaki yöntemini değiştirmiş değildir. Anlatım mümkün olduğunca yalın tutulmuş, konular mevzuat hükümleri ve yargı kararları esas alınarak işlenmiştir. Bununla birlikte tartışmalı noktalarda yalnızca mevcut durumu aktarmakla yetinmedik; kendi kanaatimizi gerekçeleriyle birlikte ortaya koymayı tercih ettik. Özellikle memurluğa giriş şartları, disiplin soruşturmasının usulü, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile rücu gibi uygulamada sık uyuşmazlık doğuran alanlarda yargı kararlarına geniş yer verilmiş, isabetli bulunmayan yönler eleştirilmiştir. Kitabın hazırlanmasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri esas alınmıştır. Bunun bir nedeni kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunun 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında çalı-şan memurlar ve sözleşmeli personelden oluşmasıdır. Bir diğer önemli neden ise öğretim üyeleri, hâkimler ve savcılar, askerî personel gibi diğer kamu görevlilerinin tabi oldukları mevzuat karşısında DMK'nin genel kanun niteliğinde olmasıdır. Faydalı olmasını dileriz.
Eseri İnceleİdari Yargılama Hukukunda İvedi Yargılama Usulü: Fransa ve Türkiye Örneği
Seçkin Yayıncılık, 2024
Adalet kamu hizmetinden yararlananlar ile kamu gücü kullanan idare arasındaki uyuşmazlığa hâkimin uygun zamanda müdahale etmesi, yargılama faaliyetinin ve doğal olarak idari yargının amacını gerçekleştirmede çok önemli bir yer tutar. Hâkimin oldukça sınırlı yetkilerle hareket ettiği geleneksel idari yargılama usulü ise adalet kamu hizmetinden yararlananların hak ve menfaatlerini korumada yetersiz kalmaktadır. Dünyada ve bilhassa Fransa'da ivedi yargılama usulleri (référés), idari hâkimin uygun zamanda alacağı tedbirlerle, adalet kamu hizmetinden yararlananlara kamu gücü kullanan idare karşısında, etkili ve geçici yargısal koruma sağlamak suretiyle, geleneksel idari yargılama usulünün bu husustaki eksikliklerini gidermeyi hedeflemektedir. Bu kapsamda yargısal emir gibi yeni yetkilerle donatılan idari hâkimin rolünün genişletilmesi eğilimi dikkat çekmektedir. Böylece yargılama ne kadar uzun sürerse sürsün yargılama sonucunda verilecek hukuka uygun hükmü adaletin gerçekleşmesi için yeterli gören tekdüze adalet anlayışı da yerini, hâkimin uyuşmazlığa uygun zamanda müdahalesiyle adaletin somutlaşmasını hedefleyen nitelikli adalet fikrine bırakmaktadır. Türk idari yargılama hukukunda ise 2014 yılında yürürlüğe giren ivedi yargılama usulü yalnızca belli konularda iptal davasını hızlandırma amacını taşımaktadır. Kişi hak ve menfaatlerine etkili geçici yargısal koruma sağlama gibi bir yönü bulunmayan ivedi yargılama usulü, aynı zamanda kötü kurgusuyla uygulamada birçok yeni soruna yol açmıştır. İvedi yargılama usulüyle hâkimin rolü genişletilmemiş; aksine, yargılamanın niteliği zayıflatılmıştır. Çalışmada öncelikle yargılama faaliyetinin ve idari yargının amacı incelenerek adalet anlayışındaki değişimler ve geleneksel idari yargılama usulünün bu kapsamdaki eksiklikleri ortaya konulmuştur. Sonrasında Fransız idari yargılama hukukunda geleneksel idari yargılama usulünün eksikliklerini gidermeye yönelik reform süreçleri ve 2000 yılında yapılan reform sonucunda son hâlini alan ivedi yargılama usulü türleri sınıflandırılarak ele alınmıştır. Son olarak Türk idari yargılama hukukundaki ivedi yargılama usulü ile merkezî ve ortak sınavlara ilişkin yargılama usulü; teori, konu, kapsam ve uygulama gibi birçok açıdan çeşitli karşılaştırmalar da yapmak suretiyle incelenmiştir.
Eseri İnceleLe parcours de la justice administrative turque à l’épreuve de l’État de droit : la faiblesse du juge administratif face à une administration puissante
Revue de l'Union européenne, 2026
Hukuk devletinin en temel kurucu unsurlarından biri olan idari yargı denetimi, kamu gücünün hukuka uygunluğunu teminat altına alarak bireylere etkili bir hukuki koruma sağlamayı amaçlar. Ancak idari yargı düzeninin anayasal düzeyde varlığı, tek başına idarenin eylem ve işlemlerinin fiilen ve etkin biçimde denetlenebildiği anlamına gelmemektedir. İdari yargıcın hak ihlallerini önleme ve kararlarını uygulatma noktasındaki etkinliği; sahip olduğu normatif, usuli ve kurumsal araçların gücüyle doğrudan bağlantılıdır. Fransızca kaleme alınan ve Fransa'da yayımlanan bu çalışma, Türk idari yargıcının güçlü idare karşısındaki kırılgan konumunun salt teknik aksaklıklar veya içtihat yetersizlikleriyle açıklanamayacağını; meselenin köklerinin yürütmeyi yargısal denetime önceleyen anayasal, tarihsel ve kurumsal tercihlerde yattığını savunmaktadır.
Eseri İnceleTürk İdari Yargısında İvedi Yargılama Usulünün Temel Hak ve Özgürlükler Açısından Değerlendirilmesi
Danıştay ve İdari Yargı Günü - Danıştayın 158. Kuruluş Yıldönümü, 2026
İdari Yargıda ve Uluslararası Hukukta Temel Hak ve Özgürlükler: Güncel Sorunlar ve Çözüm Arayışları: Danıştay ve İdari Yargı Günü - Danıştayın 158. Kuruluş Yıldönümü, Ankara, Türkiye, 12 Mayıs 2026, (Tam Metin Bildiri).
Eseri İnceleBelediye Taşınmazlarında Ecrimisil Sorunu
Politik Ekonomik Kuram, 2025
Kamu malları, kamu yararını gerçekleştirmesi için idareye verilen kamu gücü ayrıcalıklarının bir sonucu olarak, özel koruma altındadır. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 75’inci maddesinde, hükümde sayılan taşınmaz malların gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden ecrimisil isteneceği düzenlenmektedir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15’inci maddesinde ise 2886 sayılı Kanun’un 75’inci maddesi hükümlerinin belediye taşınmazları hakkında da uygulanacağı öngörülmüştür. Ancak başta düzenleme eksikliği olmak üzere çeşitli nedenlerle; ecrimisil kurumunda, yetki, usul, konu, kapsam, sebep gibi birçok açıdan sorunlarla karşılaşılmaktadır. Ayrıca taşınmazlarının işgali hâlinde ecrimisil isteyerek tahsil etme ve taşınmazın tahliyesini talep etme konusunda belediyeye verilen yetki, bağlı yetkidir. Belediyelerin taşınmazları üzerindeki haksız işgallere karşı harekete geçip geçmeme konusunda takdir yetkisi yoktur. Bir kamu malı idaresi yöntemi olmayan ecrimisil, tahliye süreciyle tamamlanmalıdır. Oysa Sayıştay raporları incelendiğinde; belediyelerin sorumluluğu altında bulunan ve üçüncü şahıslar tarafından işgal edilen bazı yerlerden ecrimisil alınmaması, bazı yerlerin herhangi bir ihale olmaksızın ecrimisil karşılığında üçüncü kişilere kullandırılması ve ecrimisilin olağan gelir yöntemine dönüştürülmesi gibi sorunlar dikkat çekmektedir. Bu nedenlerle öncelikle uygulanacak hukuki rejimin tespit edilerek meselenin çeşitli açılardan ele alınması gerekmektedir.
Eseri İnceleBüyükşehir Belediye Sisteminde Kırsal Mahalle veya Kırsal Yerleşik Alan: Köy Tüzel Kişiliklerinin Kaldırılmasının İdare Hukuku Açısından Sonuçları
Kent, Kırsal Kalkınma ve Tarımın Geleceği: İktisadi ve Yönetsel Bakış , Ankara, Türkiye, 9 - 10 Ekim 2025, ss.1-2, (Özet Bildiri), 2025
2012 yılında kabul edilen 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa’ya aykırı biçimde büyükşehir belediyesi kurulan illerde köy tüzel kişilikleri kaldırılarak bu yerleşim birimleri mahalle statüsüne dönüştürülmüştür (m. 1/3). Bu dönüşüm, kırsal alanlardaki idari yapılanmada köklü bir değişiklik yaratmış ve idare hukuku bakımından tartışmalı sonuçlar doğurmuştur. Köy, 442 sayılı Köy Kanunu çerçevesinde, organları olan muhtar, ihtiyar heyeti ve köy derneği aracılığıyla mahallî müşterek ihtiyaçları için kendi kendine karar alma yetkisine sahip, taşınmaz malları bulunan ve tüzel kişiliği haiz bir mahallî idare iken; mahalle, esasen sakinleri arasındaki komşuluk ilişkisiyle sınırlı, tüzel kişiliği ile idari ve mali özerkliği bulunmayan bir alt idari birimdir. Bu dönüşüm ile daha önce köy tüzel kişiliğinin bulunduğu kırsal yerleşim yerlerinde ortaya çıkan sorunların en azından bir kısmına çare üretmek için 2020 yılında 7254 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (m. 10) ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na ek madde 3 eklenerek “kırsal mahalle” veya “kırsal yerleşik alan” adlı yeni bir statü oluşturulmuştur. Ayrıca bu hususta Kırsal Mahalle ve Kırsal Yerleşik Alan Yönetmeliği çıkarılmıştır. Ancak anılan düzenlemeler köyün özerkliğini ve kurumsal kimliğini geri getirmemekte, yalnızca birtakım vergi ve mali yükümlülüklerde sınırlı istisnalar tanımaktadır. Ek olarak, bir yerleşim yerinin kırsal mahalle ya da kırsal yerleşik alan olarak kabul edilebilmesi için ilgili ilçe belediye meclisinin kararı ve teklifi üzerine büyükşehir belediye meclisinin karar alması gerekmektedir. Köy tüzel kişiliklerinin kaldırılmasıyla yerel özerklik ilkesi zayıflamış, köylünün kendi karar alma süreçlerine katılımı sınırlanmıştır. Kırsal mahalle ya da kırsal yerleşik alan statüsü ise köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasının yarattığı sorunları gidermekten uzaktır.
Eseri İnceleİdari Yargıda Geçici Yargısal Korumalar ile Yargısal Emir Yetkisinin Birleştirilmesinin Önemi
Seçkin Yayıncılık, 2025
Kamu Hukukçuları Platformunun, "Hak Arama Özgürlüğünün Etkisizleştirilmesi" başlığıyla 18 Ekim 2024 günü gerçekleştirdiği 12'nci sempozyumda sunulan bildiri aynı adla basılan kitapta bölüm olarak yer almıştır. Geçici yargısal korumanın yürütmenin durdurulması kurumundan ibaret olduğu geleneksel idari yargı, hak arama özgürlüğünü korumada yetersizdir. Bunun nedenleri arasında şartların katı olması, uygulama alanının yalnızca idari işlemleri kapsaması, kararın geç verilmesi, karar verildikten sonra kararın geç veya eksik uygulanması ya da hiç uygulanmaması sayılabilir. Böylece yürütmenin durdurulması kurumunda, yargılama sonucunda verilecek hukuka uygun bir hükmü yeterli gören tekdüze adalet anlayışının egemen olduğu geleneksel idari yargının bünyesinde barındırdığı kusurların çoğuna rastlamak mümkündür. Adaletin davayla somutlaşması arayışında olan nitelikli adalet fikri, idari yargıyı da dönüştürmektedir. Birçok ülke idari yargısında etkili geçici yargısal koruma sağlamak için reformlar yapılmıştır. Bu reformların ortak noktalarından biri, yargısal emir yetkisinin geçici yargısal koruma mekanizmalarının merkezine yerleştirilmesidir. Zira yargılama yetkisinin doğal sonuçlarından biri olan yargısal emir, hâkim kararının beklenen etkiyi göstermesi adına önemli bir güce sahiptir. Avrupa’daki gelişmelere uzak bir görüntü sergilemeye devam eden Türk idari yargısında ise geleneksel idari yargının kurucusu olan ülkelerde bile uzun süre önce terk edilen yapay ve dogmatik prensipler hâlen egemendir.
Eseri İnceleGeleneksel İdari Yargılama Usulünün Temel Hak ve Özgürlükleri Korumadaki Yetersizliğini Gidermeye Yönelik Modern Yöntemler: Fransa’da Özgürlük İvedi Yargılaması (Référé-Liberté) Örneği
İnsan Hakları Yıllığı, 2024
Hâkimin oldukça sınırlı yetkilerle hareket ettiği geleneksel idari yargılama usulü temel hak ve özgürlükleri korumada yetersiz kalmaktadır. Kamu gücü ayrıcalıklarını kullanan idare karşısında, adalet kamu hizmetinden yararlanan kişilerin korunabilmesi için idari hâkimin güçlü yetkilerle hareket etmesi gerekir. Oysa tarihsel sebeplerin bir sonucu olarak idari yargıda hâkimler dar sınırlara hapsedilmiştir. Adaletin dava yoluyla somutlaşması için hızlı ve etkili olması gerekir. Geleneksel idari yargılama usulünde yürütmenin durdurulması, iptal davası ve tam yargı davasından ibaret olan yöntemler, adaletin somutlaşmasını engellemektedir. Fransa’da 1980’li yıllardan itibaren idari yargının etkili hâle getirilmesi için reformlar yapılmaktadır. 1980 yılında itaatsizlik cezai şartı (astreinte), 1995 yılında yargısal emir (injonction) ve nihayet 2000 yılında ivedi yargılama usulü (référé) reformları, Fransa’da geleneksel idari yargıyı modernleştiren temel adımlardır. İvedi yargılama usulünün yıldızı ise özgürlük ivedi yargılaması (référé-liberté) olmuştur. Özgürlük ivedi yargılaması kapsamında, idarenin bir temel hak ve özgürlüğe yönelik ağır ve açıkça hukuka aykırı ihlalinin sona erdirilmesi için ivedi yargılama hâkimi 48 saat içinde yargısal emir de dâhil olmak üzere her türlü tedbiri alabilir. Türk idari yargısı ise temel hak ve özgürlükleri korumada etkisiz olan usul kurallarına mahkûm olmaya devam etmektedir.
Eseri İnceleİdari Yargıda İçtihat - İçtihat Hukuku - İçtihadi Hukuk
Danıştay Yayınları, 2023
Prof. Dr. Bahtiyar AKYILMAZ ve Dr. Öğr. Üyesi Halim Alperen ÇITAK ile birlikte kaleme alınan bu çalışma, 155. Yıl Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumunda bildiri olarak sunulduktan sonra kitap bölümü şeklinde basılmıştır.
Eseri İnceleCumhuriyetin Yüzüncü Yılında Yeni Bir İdari Yargılama Usul Kanunu İhtiyacı
Nobel Yayınevi, 2023
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İdare Hukuku Ana Bilim Dalı (Bahtiyar AKYILMAZ, Ramazan ÇAĞLAYAN, Naci Münci ÇAKMAK, Dilşat YILMAZ, Süheyla Suzan GÖKALP, Çınar Can EVREN, Kamile TÜRKOĞLU ÜSTÜN, Alperen ÇITAK, İsmail UÇAR, Faruk GÖÇKÜN) tarafından kaleme alınan bu çalışmada, yürürlükteki 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun eksiklikleri incelenmiş ve Cumhuriyetin yüzüncü yılında artık yeni bir idari yargılama usulü kanununa duyulan ihtiyaç vurgulanmıştır.
Eseri İnceleİdari Yargılama Hukukunda Kanun Yollarında Hükmün İnfazının Durdurulması
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022
Bu makaleyi Doç. Dr. Çınar Can EVREN ve Dr. Öğr. Üyesi İsmail UÇAR birlikte kaleme almışlardır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 27. maddesinde idari işlemin yürütülmesinin durdurulması; yine aynı Kanun’un 52. maddesinde ise mahkeme kararlarının yürütülmesinin (hükmün infazının) durdurulması düzenlenmektedir. İYUK m. 52’deki düzenleme İYUK m. 27’dekine göre son derece yetersizdir. Kanun koyucu İYUK m. 52’de hükmün infazının durdurulması kurumuna, neredeyse, sadece yer vermekle yetinmiş; kanun yolu mercilerine (üst derece mahkemeleri) hükmün infazını durdurma yetkisi tanımış; ancak bu yetkinin, teminat şartı hariç, hangi esas ve usuller dairesinde kullanılabileceğini tamamen yargı içtihatlarına bırakmıştır. Kural olarak idare lehine getirilmiş olan, davacının hakkına kavuşmasını bir süre daha geciktireceğinden istisnai nitelikte olması gereken bir kurumun esas ve usullerinin belirlenmesi; üst mahkemeler tarafından hükmün infazının durdurulması şartlarının ve bu durdurmanın hukuki sonuçlarının öngörülmesi gerekir. Bu belirleme yapılırken Türk idare hukuku ve idari yargısına kaynaklık eden Fransız hukukundan da yararlanılmalıdır.
Eseri İnceleİdari Usulde Resen Araştırma İlkesi ve Suçsuzluk Karinesi: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun Ayrımcılık Yasağının İhlali İncelemesinde İspat Yükü Özelinde Bir Değerlendirme
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021
Bu çalışma Dr. Öğr. Üyesi İsmail UÇAR ve Doç. Dr. Gökhan TÜRE tarafından birlikte kaleme alınmıştır. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 21’inci maddesine göre; “Münhasıran ayrımcılık yasağının ihlali dolayısıyla Kuruma yapılan başvurularda, başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde, karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerekir.” Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu idari faaliyet yürüttüğünden, söz konusu hükmün idari usul ilke ve kurallarına göre yorumlanması gerekir. Öncelikle emare, karine, ispat yükü gibi özel hukuka ait kavramların, idari usulde farklı bir kimliğe bürünmesi mümkündür. İdari usulde resen araştırma ilkesi geçerli olduğundan, ilgililerin ispat yükünden söz edilmez. İdare maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli inceleme ve araştırmaları kendiliğinden yapar. İdari yaptırımlarda suçsuzluk karinesi geçerlidir. İdari suçlar bakımından da ceza hukukunda olduğu gibi, bir kimsenin en azından suçluluğundan emin olunmadan cezalandırılmaması gerekmektedir. Suçsuzluk karinesine birtakım istisnaların getirilmesi mümkün olsa da başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde ispat yükünün tümüyle karşı tarafa geçtiğini ve idarenin resen araştırma yükümlülüğünün sona erdiğini söylemek mümkün değildir. Zira ispat yükünün paylaştırılması ve ayrımcılığın ispatının kolaylaştırılması için suçsuzluk karinesine getirilen bu istisnanın katı bir şekilde uygulanması suçsuzluk karinesini tümüyle ortadan kaldıracak ve anlamsız hale getirecektir. Bu sebeple başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde ispat yükünün tümüyle karşı tarafa geçtiğinden değil; idarenin ispat yükünün hafiflediğinden bahsetmek gerekir.
Eseri İnceleİdari Yargıda İptal Davasına Eleştirel Bir Bakış
ASOS 7. Uluslararası Hukuk Sempozyumu, 2021
Hukuk devleti ilkesinin ortaya çıkışı ile paralellik arz eden idari yargı düzeni, belki de despot devletin ancak uzun süren mücadeleler sonucunda kendini hukukla bağlı kılmayı kabul etmesi nedeniyle, eleştiriden çok övgü almıştır. Oysa idari yargı da genç bir hukuk düzeni olduğundan dinamiktir ve gelişime ihtiyaç duyar. Bir müessesenin gelişimi ise ancak onun eksiklerinin tespit edilmesiyle mümkündür. İptal davasına idare hukukçuları tarafından, “idare hukukunun en temel yapıtı”, “hukukçuların en muhteşem icadı”, “zulmün önünde bir siper, zalimin korkusu” gibi sözlerle yapılan övgüler uzun yıllar boyunca neredeyse tartışmasız biçimde kabul görmüştür. İptal davasının bu şekilde adeta kutsallaştırılması, uzun yıllar boyunca eksikliklerinin göz ardı edilmesine yol açmıştır. Fransa’da 60’lı yıllarla birlikte başta Jean Rivero olmak üzere birtakım yazarların idari yargı düzeninin eksikliklerine ilişkin çalışmaları oldukça etkili olmuş; Fransa’da ve birçok Kıta Avrupası ülkesinde idari yargının etkinliğini artırmaya yönelik reformlar yapılmıştır. İki temel ayağı “yargısal emir” ve “référé (özel yargılama usulleri)” olan bu reformlar, “idarenin yargı organı karşısındaki bağımsızlığı” gibi geleneksel kabulleri derinden sarsarak idari yargıcın yetkilerini genişletmiştir. Türk idari yargısına bakıldığında ise hala geleneksel kabullerin büyük oranda geçerli olduğu ve idari yargının anavatanı olan Fransa’daki reformların görmezden gelindiği rahatlıkla söylenebilir. İptal davasında her şeyden önce yargı kararının, birey ile idare arasına “zamanında” girmesi gerekir. Aksi halde yargılama sonunda alınacak karar, faydalı bir etkiden yoksun olacaktır. Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için aranan şartların ağırlığı, yargı organının çekingen davranması, öngörülen usulün yeterince hızlı karar alınabilmesi için yetersizliği bu müessesesinin etkinliğini tartışılır kılmaktadır. Ayrıca iptal davasının sonuçlarının yerine getirilmesinin yine davanın taraflarından biri olan idareye bırakılması kendi içinde doğal sorunlar yaratmaktadır. “Davaya konu işlemi değiştirme” ve “yargısal emir” gibi reformların yapıldığı ülkelerde, artık yargıcın sahaya girmesi mümkün hale gelmiş; iptal kararlarının uygulanmaması sorunu neredeyse tamamen çözülmüştür. Türkiye’de ise idari yargının etkinliğini artırmaya yönelik reformlara duyulan ihtiyaç devam etmektedir.
Eseri İnceleFransız ve Alman İdari Yargılama Usulünde İstinaf İncelemesinin Kapsam ve Sınırları
Danıştay Dergisi, 2019
Bu makale Doç. Dr. Kamile TÜRKOĞLU ÜSTÜN ve Dr. Öğr. Üyesi İsmail UÇAR tarafından birlikte kaleme alınmıştır. İstinaf incelemesinin kapsam ve sınırlarının belirlenmesi, Türk idari yargı sisteminde yeni uygulanmaya başlanan istinaf kanun yolunun etkinliği açısından önemlidir. Bu belirlemeyi yaparken karşılaştırmalı hukuka başvurmak faydalı olacaktır. Bu kapsamda Fransa ve Almanya‘daki konuya ilişkin düzenleme ve uygulama dikkate değerdir. Fransız idari yargılama usulünde istinafın temel işlevi uyuşmazlığın ikinci kez yargılanmasıdır. İkincil işlevi ise ilk derece mahkemesi kararının denetlenmesidir. İstinaf incelemesinin kapsam ve sınırları çeşitli olasılıklara göre değişmektedir. İstinafta kural olarak ilk derece yargılamasında ele alınan hususlar incelenir. Yeni bir talepte bulunulması ya da davanın hukuki temelinin değiştirilmesi mümkün değildir. Ayrıca istinafta, kural olarak, istinaf başvurusunda talep edilenden fazla bir sonuca da hükmedilememektedir. Buna karşılık bu iki sınırın mutlak olmadığını belirtmek gerekir. İstinafın salt düzeltim ya da iptal yolu olmasının ötesinde aynı zamanda uyuşmazlığı tamamlayan ve tamamen temizleyen bir yol olduğunu ortaya koyacak istisnalar söz konusudur. Alman idari yargılama usulünde istinafın konusu ve kapsamı kanunda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Kanunda açıkça, istinaf mahkemesinin ilk derece mahkemesinin yaptığı incelemeyle aynı kapsamda bir inceleme yapacağı ve dosyaya sunulan yeni vaka ve delilleri dikkate alabileceği ifade edilmiştir. Ancak istinaf aşamasında getirilen yeni vaka ve delillerin, ilk derece yargılamasında mahkemeye sunulamayacak durumda olması gerekmektedir. İstinaf incelemesi sonucu verilen hüküm, ilk derece mahkemesinin hükmünü ve istinaf başvurusunun içeriğini aşmamalıdır.
Eseri İnceleİdare Hukukunda Kamu Gücü Ayrıcalığı Kavramı ve Bir Kamu Gücü Ayrıcalığı Olarak Hukuka Uygunluk Karinesi
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016
İdari rejim sistemindeki kamu gücü fikri, idarenin birçok ayrıcalık ve üstünlüğe sahip olması sonucunu doğurmaktadır. İdarenin bu kamu gücü ayrıcalıklarına sahip olmasının nedeni ise idari faaliyetin konusunun kamu hizmeti, amacının ise kamu yararı olmasıdır. Kamu gücü kavramı birçok farklı disiplin ve alanda kullanıldığından çok sayıda görünüme sahip olsa da, idare hukukunda kullanıldığında daha dar ve teknik bir niteliğe bürünmektedir. İdarenin sahip olduğu kamu gücü ayrıcalıkları, idare hukukunu özel hukuktan ayıran en önemli yön olmasıyla birlikte, kamu gücünü de idare hukukunun temel kavramlarından biri haline getirmektedir. Kamu gücü, idari işlemin özelliklerinde kendini fazlasıyla göstermektedir. En genel anlamıyla, idari işlemin aksi ispat edilinceye dek hukuka uygun varsayılması sonucunu doğuran hukuka uygunluk karinesi, hem bir kamu gücü ayrıcalığı olarak idari işlemin özellikleri arasında yer almakta hem de idarenin kullandığı kamu gücü ayrıcalıklarına meşruiyet sağlamaktadır.
Eseri İnceleDr. Öğr. Üyesi Ali Uçar
Hukuk Danışmanıİş Hukukunda Şeklî Özgürlük – Maddi Sözleşme Adaleti Bağlamında Dürüstlük Kuralı
Lykeion Yayınevi, 2025
Bu çalışmada, öncelikle dürüstlük kuralı ve bu ilkenin hukuki niteliği ile fonksiyonları incelenmiş, bu bağlamda sözleşme özgürlüğünün sınırlandırılmasında dürüstlük kuralının rolü değerlendirilmiştir. Dürüstlük kuralına ilişkin yapılan genel tespit ve değerlendirmelerin, iş hukukunun niteliğine uygun olarak iş hukukuna ne şekilde yansıdığına da çalışmanın ilk bölümünde yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise iş sözleşmesinin kurulmasında ve içeriğinin belirlenmesinde dürüstlük kuralının işlevleri incelenmiş, dürüstlük kuralının maddi sözleşme adaletini sağlamaktaki rolü değerlendirilmiştir. Bu bağlamda öncelikle sözleşme özgürlüğü ve sözleşme denetiminin sınırlarının ortaya konulması ve ardından iş sözleşmelerine ilişkin olarak yeni bir sözleşme denetimi modeli geliştirilmesi amaçlanmıştır. Sözleşmelerin içerik denetiminin temeli olarak dürüstlük kuralına ilişkin genel hükmün, mümkün olduğunca somutlaştırılmasına ve denetim modelinin açıklığa kavuşturulmasına çabalanmıştır. Açık nitelikteki genel hükümlerin uygulanması için, hukukun üstünlüğünün gerekliliklerini karşılayan ve genel hukuk sistemi ile uyumlu şekilde bağdaşan bir somutlaştırma modeli geliştirilmelidir. Bu bağlamda iş hukukunda sözleşme özgürlüğü ile sözleşmenin denetimi arasındaki sınıra ilişkin olarak genel bir bakış açısı sunulmuştur. Sonuç olarak çalışmanın bu bölümünün odak noktasını, iş sözleşmelerinin içeriğinin makul sınırlar içerisinde kalıp kalmadığının dürüstlük kuralı temelinde denetimi oluşturmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise iş ilişkisi süresince sözleşmenin içeriğinin değiştirilmesinde ya da sözleşmenin ikale ile sona erdirilmesinde, özellikle işçinin gerçek bir iradesinin bulunmadığı durumlarda dürüstlük kuralının maddi sözleşme adaletinin sağlanmasında ne gibi fonksiyonlar üstlenebileceği tartışılmıştır. Aynı şekilde bu bölümde iş sözleşmesi sona erdikten sonra etki doğuracak sözleşmesel kayıtların dürüstlük kuralı aracılığıyla denetimine ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.
Eseri İnceleİşverenin Haklı Nedenle Fesih Hakkının Sınırlandırılması
Lykeion Yayınevi, 2020
İşverenin fesih hakkının sınırlandırılması ve işçinin feshe karşı korunması konusu geçmişten bugüne iş hukukunun temel amaçlarından birisi ve gündemi olmaya devam etmektedir. Bu kapsamda işverenin haklı nedenle fesih hakkının sınırlandırılmasını konu alan bu çalışma, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı kapsamında hazırlanmış ve tez jürisi tarafından oy birliğiyle kabul edilmiştir. Bununla birlikte tezin kitaplaştırılması aşamasında, tez jürisinin de yönlendirmeleri doğrultusunda metinde değişiklikler yapılmış, yeni kaynaklar ve mahkeme kararları eklenerek metin güncellenmiş ve genişletilmiştir.
Eseri İnceleÖzel Hayatın Gizliliği Hakkı ve İfade Özgürlüğü Bağlamında İşçinin Sosyal Medya Kullanımı Gerekçesiyle İş Sözleşmesinin Feshi
Ankara Barosu Dergisi, 2026
Sosyal medya kullanımının giderek yaygınlaşmasıyla, toplumsal hayatta olduğu gibi iş hayatında da önemli değişimler yaşanmış, iş hukukundaki bazı problemlerin güncel gelişmelere uygun olarak yeniden yorumlanması zorunlu hale gelmiştir. İşçinin iş ilişkisinde sosyal medya kullanımı, kimi zaman ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hakkı ile çatışma içerisinde olmaktadır. Özellikle işçinin sosyal medya paylaşımlarının işveren tarafından fesih gerekçesi olarak gösterilmesi, konunun önemini artırmaktadır. İşçinin iş ilişkisiyle doğrudan bağlantısı olmayan iş dışındaki paylaşımları ve hatta kimi zaman beğenileri de işyeri barışının bozulması ya da işverenin ticari itibarının zarar görmesi gibi gerekçelerle sözleşmenin feshi ile sonuçlanabilmektedir. Sosyal medya paylaşımlarının fesih sebebi olarak gösterilmesinin yargı kararlarına sıkça yansıdığı bir başka durum ise işçinin raporlu olduğu dönemde yaptığı boş zaman faaliyetlerini sosyal medyada paylaşması ve bu faaliyetlerin işçinin hastalığıyla bağdaşmaz nitelik taşımasıdır. Bu çalışmada ilk olarak işçinin sosyal medya kullanımı ile ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hakkı arasındaki çatışma incelenmiş, daha sonra ise sosyal medya paylaşımlarının sözleşmenin feshi ile sonuçlanması özellikle yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Eseri İnceleİş Mücadelesi Araçlarının Sınırlandırılmasında Ölçülülük İlkesinin İşlevi ve Dürüstlük Kuralına Aykırılık Kıstası
Legal İş Hukuku Dergisi (LİHD), 2026
Ebeveynler için iş yaşam dengesini sağlayabilmek, aile yaşamının ve çalışma hayatının verimli bir şekilde sürdürülmesi açısından büyük öneme sahiptir. İş yaşam dengesinin bireysel faktörlerinden biri olan çocuk sahibi olma, işçi ebeveynler için çocuğun bakımı, talim ve terbiyesi gibi önemli görevler içermektedir. Çocuk sahibi işçilerin iş yaşam dengesinin sağlanmasında işverenlerin de çeşitli sorumlulukları bulunmaktadır. Bakım, refah rejimlerinde bakıma ihtiyaç duyanlar için bir hak iken, devletler için bir yükümlülük olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla çocuk bakımı, iş yaşam dengesini sağlamaya yönelik aile dostu politikaları da şekillendirmektedir. Bu çalışmada, çocuk bakım hizmetlerinin gelişiminde rol oynayan temel uluslararası düzenlemelerden hareketle, Avrupa Birliği ve Türkiye’de mevcut hukuki düzenlemeler ve aile dostu politikalar ele alınmış olup çocuk bakım hizmetlerinin etkinliğinin neticeleri üzerinde durulmuştur.
Eseri İnceleİşverenin Çalışma Sürelerini Kaydetme Yükümlülüğüne İlişkin Avrupa Birliği Hukuku ve Alman Hukukundaki Güncel Gelişmeler
Çalışma ve Toplum, 2025
Prof. Dr. Muhittin ASTARLI ve Dr. Öğr. Üyesi Ali UÇAR'ın birlikte kaleme aldığı bu çalışma, sürelerinin sınırlandırılması ve işçilere dinlenme sürelerinin tanınması iş sağlığı ve güvenliği ile yakından alakalıdır. Bu bağlamda Avrupa Birliği Adalet Divanı, üye devletlerin işverenleri her bir işçinin günlük çalışma süresini ölçmek için objektif, güvenilir ve erişilebilir bir sistem kurmakla yükümlü tutması gerektiğine yönelik oldukça önemli bir karara imza atmıştır. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararından yaklaşık üç yıl sonra, Alman hukukunda Federal İş Mahkemesi de işverenlerin işçilerin çalışma saatlerini kaydetmekle yükümlü olduğu yönünde karar vermiştir. Bu sürecin devamında Almanya’da çalışma sürelerinin kaydı yükümlülüğüne ilişkin olarak Çalışma Süreleri Kanunu’nda değişiklik öngören bir Kanun Tasarısı hazırlanmıştır. Çalışmamızda öncelikle Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Alman Federal İş Mahkemesi’nin kararları ve kararlarında yer verdiği gerekçeler incelenecektir. Ardından Almanya’da tartışılan Kanun Tasarısı’nda yer verilen düzenlemeler çerçevesinde bu yükümlülüğün kapsam ve sınırları ile yükümlülüğe aykırılığın hukuki sonuçları belirlenecektir.
Eseri İnceleAnayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı Sonrasında Yurt Dışı İş Sözleşmelerinde Uygulanacak Hukuk Seçimine İlişkin Hükümlerin İş Hukuku Perspektifinden Değerlendirilmesi
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025
Türk iş hukukunda yabancı unsurlu iş sözleşmelerinde uygulanacak hukuk seçimine ilişkin hükümler uzun süredir yargıyı ve öğretiyi oldukça meşgul etmektedir. Yakın dönemde Anayasa Mahkemesi’nin Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un madde 27/1 hükmünü iptal etmesiyle birlikte, hukuk seçimi hükümlerinin güncel hukukî durum kapsamında yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Bu çalışmada, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ve kararın gerekçeleri incelenmiş, Roma I Tüzüğü’ndeki ilgili hükümlere ve Alman hukukundaki konuya ilişkin görüşlere de karşılaştırmalı olarak yer vermek suretiyle iptal sonrası uygulanacak hukuk seçimi hükümleri kapsamında değerlendirmeler yapılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Aynı zamanda hukuk seçimi hükümlerine uygulanacak genel işlem koşulları denetimi, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı öncesi ve sonrası şeklinde iki ayrı dönem olarak değerlendirilmiştir.
Eseri İnceleAnayasa Mahkemesi ve Yargıtay Kararları Çerçevesinde Türk Hukukunda Toplu Eylem Hakkı: Kapsam ve Sınırlarına İlişkin Bir İnceleme
Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020
Toplu eylem hakkı kavramı, uluslararası düzenlemelerde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, grevi de kapsayan üst bir kavram olarak kabul edilmekte ve bir insan hakkı olarak değerlendirilmektedir. Türk hukuk mevzuatında, toplu eylem hakkı kavramına yer verilmemiş; grev hakkı ise yalnızca işçilere tanınmış ve kamu görevlilerine grev hakkı tanınmamış; işçilere tanınan bu hak ise toplu iş sözleşmeleri görüşmeleri esnasında çıkan uyuşmazlıklarla sınırlandırılmıştır. Bununla birlikte, uluslararası düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları Anayasa’nın 90/5 hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde, gerek kamu görevlilerinin gerekse işçilerin toplu eylem hakkının bulunduğu ve toplu eylemlerin yalnızca toplu iş sözleşmesi görüşmeleri esnasında çıkan uyuşmazlıklarla sınırlandırılamayacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla toplu eylem hakkı, hem kişiler yönünden hem de eylemlerin çeşitliliği bakımından bağımlı çalışanların ifade özgürlüğünün kapsamını genişletmesi yönünden önem taşıyan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda, öncelikle toplu eylem hakkı kavramı ve bu kavramın dayanaklarından bahsedilecek, daha sonra ise Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile Yargıtay’ın toplu eylem hakkına ilişkin içtihatlarına değinilecektir.
Eseri İnceleCumhuriyetin 100. Yılında İş Hukuku
Nobel Akademik Yayıncılık, 2023
Çalışma, Cumhuriyetin yüz yıllık döneminde Türk iş hukukunun bireysel ve toplu boyutlarda geçirdiği dönüşümü tarihsel bir perspektifle ele almakta; iş güvencesi, esnek çalışma, eşit davranma, sendikal haklar ve uluslararası normlardaki gelişmeleri değerlendirmektedir.
Eseri İnceleTarafların Hak ve Borçları Kapsamında Koronavirüs Pandemisinde Uzaktan Çalışma
İş Hukukunda Yeni Yaklaşımlar V - Pandeminin İş ve Sosyal Güvenlik Hukukuna Etkileri, İstanbul, Türkiye, 17 Eylül 2021, (Tam Metin Bildiri), 2021
Koronavirüs (Covid-19) pandemisinin toplumsal hayata ve iş hukukuna sayısız etkilerinden birisi de bazı iş hukuku uygulamalarının bu dönemde oldukça yaygınlaşmasıdır. Pandemi ile birlikte uygulama alanı artan çalışma türlerinden birisi de uzaktan çalışmadır. Uzaktan çalışmanın eskiye oranla yaygınlaşması birçok soruyu da beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda, 10.03.2021 tarih, 31419 sayılı Resmi Gazete’de “Uzaktan Çalışma Yönetmeliği” yayınlanmış ve uzaktan çalışmaya ilişkin birtakım düzenlemeler getirilmiştir. Bu çalışma, koronavirüs pandemisinin iş hukukuna yansımalarından uzaktan çalışmaya ilişkin genel bir çerçeve çizmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada işverenin işçileri tek taraflı olarak uzaktan çalışma yöntemine geçirip geçiremeyeceği, işçilerin işverenden bu yönde talepte bulunup bulunamayacağı, uzaktan çalışmada işverenin yükümlülükleri ile işçinin hak ve yükümlülükleri değerlendirilecektir.
Eseri İnceleSendika Yönetim Kurulu Üyelerinin İbrası
Yetkin Yayınları, 2022
Doç. Dr. Gökhan TÜRE ile birlikte kaleme alınan, Prof. Dr. Rıza Ayhan’a Armağan'da yayımlanan kitap bölümüdür. Bu çalışmada 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 11. maddesinde düzenlenen sendika genel urulunun, yönetim kurulunu ibra kararının hüküm ve sonuçları incelenmektedir. Bu kapsamda sendika genel kurulunun ibra kararının, borçlar hukuku anlamında ibra sözleşmesinden farkları, sendikalar hukukunda üstlendiği işlev, hukuki niteliği, türleri ve kapsamı ele alınmaktadır. İbra kararının uygulamada sıklıkla tartışma konusu olan konu bakımından kapsamı üzerinde özellikle durulmaktadır. Ayrıca ibra kararının alınması için gerekli olan şartlar ve ibra kararının alınması ile reddinin hüküm ve sonuçları değerlendirilmektedir. Sendikalar hukuku bağlamında ibra kararının hüküm ve sonuçları tespit edilirken; ibraya ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndaki hükümler, ticaret hukuku uygulamasında geliştirilen görüş ve çözümler, karşılaştırmalı hukuktaki yaklaşımlar ile Yargıtay kararlarından yararlanılmaktadır.
Eseri İncele